Tag

kırmızı

Browsing

Gerçeklerden kaçmak… Kötü gerçekler ile yüzleşmektense, güzel yalanlara sarılmayı yeğleriz. Tabi ki burada “kötü” gerçekler demek yanlış olur çünkü gerçek sizin ona yüklediğiniz anlamdan bağımsız bir şekilde oradadır. Sizden bağımsız bir şekilde var olan, siz onu görseniz de, görmezden gelseniz de var olacak olandır. Sabah uyandın, sevmediğin bir iş için hazırlandın, sonrasında akşam izleyeceğin filmi, bitirmek istediğin oyunu ve ya diziyi düşündün. Zaman geçti, alışkanlığın bu oldu, kaçırdığın hayatı, yayıldığın koltukta elindeki ekrandan görüyorsun, sonra arkana bir de yastık alıp devam ediyorsun. Dışarda kaçırdıklarının farkında olarak, günlük rutinine daha fazla tutunmak, içindeki boşluğun giderek büyüdüğünü ve var olmanın anlamını giderek kaybettiğinin bir göstergesi. Kendinin en iyi versiyonu haline gelmek yerine, dışarıdaki gözlemcilerin onaylayacağı bir konuma ite kaka gelip “yaşasın artık beni yargılamıyorlar” şeklinde görünmez olmayı sen seçtin. Etrafın dokusuna bürünüp hareketsiz kalmak güzel bir kamuflaj yöntemidir, sizi görünmez yapar. Evet, belki hayatta kalırsınız fakat bu pek de yaşayacağınız anlamına gelmez.…

Erkekler, aşkın aşk olarak yeterli olduğuna inanır; kadınlar ise aşk konusunda fırsatçıdır. Aşk; tanımı tarih boyunca birçok kez değişen, içerisinde herkesin kendisinden bir şeyler bulabildiği çok geniş, karmaşık bir o kadar da basit ve sade bir olgu. “İki kişinin bir birine karşı duyduğu aşırı sevgi ve bağlılık duygusu.” Ne kadar masum bir tanım değil mi? Oysa “aşk” insanlarda hatırlattığını masumane duygulardan ziyade yaşattığı acılar ile daha ünlüdür. Duygunun çeşidi her ne olursa olsun aşırıya kaçtığı zaman karar verme yetimize zarar verir. Kara verme yetisi zarar görmüş bir insan ise kendisine ve çevresine zarar verecektir. İster bu duygu direkt kötü bir duygu olsun, nefret gibi; isterse iyiliğin temsili bir duygu olsun, sevgi gibi fark etmez. Aşırıya kaçmış duygular mantıklı, ana uygun karar vermemizi engellediği için bizi zarara uğratır. Kırmızı Hap felsefesinin mantığında yanlış anlaşılan nokta, bu felsefenin kişileri duygusuz bir hale getirdiği ve ilişkilerden kopardığı anlayışıdır. Sizlere ne duygusuz olmanız,…

Günümüz dünyasında Maskülen erkek olmak zor bir iştir çünkü mevcut düzende desteklenen politikalarla birlikte erkek davranışları o kadar çok iğdiş edilmiştir ki; sadece erkek olduğumuz için özür dilememiz beklenir hale geldi. Lgbt topluluklarının, politik doğrucuların, feminist akımın gözünde “Erkek” olmaya çalışmak potansiyel suçlu olmak demek. Bir erkek kendi istediğini yapar. Sorumlulukları sadece kendisine aittir. Kararlarını kendisi alır, istediği şeylere kendi çabasıyla ulaşır. Tutkularının peşinden gider. Desteklenen ve olması istenen erkek profili nasıl peki; kendisine dayatılanı yaşasın, cinsel dürtülerinden utansın, kendi benliğini ilan edemesin. Bir o kadar da ikiyüzlü bir beklentidir bu. Beğendiği kişilerin ise bu şekilde davranmasını istemezler. Onlar kendi isteklerini yerine getirebilmek, kendi hatalarının sorumluluğunu bir başkasına yıkabilmek için, hiyerarşiden üstte olanlar haricinde, kendi değerini elde edebilmişlerin haricindeki herkesten kendi kurallarına uymalarını beklerler. Hiyerarşide aşağıda olan ezici çoğunluğun isteklerini bir erkek olarak elde edememesi; onları kendilerine dayatılanı yaparsa, “belki” bir şeyler elde edebilirim umuduna doğru…

Bir kadına sevgili olmayı teklif etmezsiniz. Bu tabiri her ne kadar sevmesem de kullanmak zorundayım, çıkma teklifi etmezsiniz. Her zaman, her şart ve koşulda ödülün siz olduğunuzu hatırlamalı; doğal düzende kadının üremek için tekeşli (monogamik) veya belli bir süre tekeşli kalması gerektiğini ve bunun için en iyiyi seçecek olduğunun bilinmesi, erkeğin ise çok eşli (poligamik) olunduğunun farkında olunmasıdır. Yani kendi değerini bilen, rolünün farkında olan bir erkek olarak sizler bir ilişkinin peşinden koşmazsınız. İlişki hayalleri içerisinde karşınızdaki kişiye yaklaşmazsınız. Bir kadına onunla ilgilendiğinizi bakışlarınızla ve davranışlarınız ile belli edersiniz. Öz güven sahibi, kendinden emin bir kişi olarak kadına yaklaşırsınız, cüretkâr davranırsınız. Bakışlarınızla onu beğendiğinizi belli eder sonra bunu davranışlarınıza yansıtırsınız. O kadının yanında sağlam bir duruş sergilersiniz. Kadınlar kendileriyle ilgilenen erkeği tespit etme konusunda; bir erkeğin kendisiyle ilgilenen kızı tespit etmesinden çok daha başarılıdır. Kadınlar oyunun doğal oyuncularıdır. Birçok erkek, mavi hap felsefeleriyle iğdiş edildiği için kadınların ilgilerini…

Bugün sizlere Reboud ilişkilerden bahsedeceğim. Bu şekildeki adlandırma, biten ilişkisinden sonra boşluğa düşen kişinin bir başkasına tutunarak oyunda kalmasının basketbol benzeri oyunlardaki Rebound kavramasına benzemesinden dolayıdır. Bir kadının Rebound ilişki aramasının genellikle henüz kendi kafasında tam olarak bitirmediği ilişkisinin aniden bitmesi. Burada Rebound ilişki aramın sebebi boşluğu doldurma çabasıdır. Bir diğer neden ise; hipergami dediğimiz, partner seçmede kullanılan sosyal filtrelemenin gereksinimlerini karşılayan birisi karşısında, normalde yapmam dediği bir şeyi yapmasının verdiği pişmanlıktır. Hayatında bu güne kadar Erkek Adam olma rolünü iyi bir şekilde becerememiş, kendi dürtülerini yeterince uyaramamış kişiler giren kadın kendi sınırlarını bu tarz kişilere karşı rahatlık ile koruyabilir. Bunu sınırları benimser ve birkaç kişide koruduktan sonra içselleştirir. Sonrasında hayatına giren ve bu dürtülerini harekete geçiren kişi karşısında bu sınırlarını koruyamaz. Haliyle kendisi ile çelişen bir eylemde bulunmuş olur. Bunun üzerine ilişkisi bittiğinde ise geriye bir iç hesaplaşma kalır. Vicdan azabı yaşayan kişi bir sonraki kişiye karşı sınırlarını nasıl…

Duygusal güç; birçok kişi tarafından, birçok farklı anlama gelen bir kavram. Duygusal güç ile ilgili aklımıza gelebilecek kavramlardan önce aklımıza gelmemesi gerekeni konuşmamız gerekir. Duygusal güç demek, duygusuz olmak demek değildir. Duygularını saklamak demek değildir. Birçok kişi duygusal gücü bu iki kavram arasına sıkıştırıyor ve bu da yanlış anlaşılmalara neden oluyor. Hiçbir insanın ruh hali sabit değil. Hepimizin ruh hali değişkendir, inişler ve çıkışlar bizim normalimizdir olması gerekendir. Bundan dolayı duygusal güç sahibi olmak isteyen insanlar ben sabit bir duygu durumunda kalmalıyım, mesela sürekli sakin kalmalıyım gibi bir düşünce içerisine girerler ise başarısız olmaları kaçınılmazdır. Sabit bir duygu durum halinde bulunmalarının haricinde, bazı duygulardan uzak durmaya çalışmak da duygusal güç ile bağdaşmayan bir durumdur. Ben asla üzülmeyeceğim, ben asla sinirlenmeyeceğim gibi bir şey olamaz. İnsanları bu durumun içerisine sürükleyen şey ise duygusal olmanın zayıflık olarak algılanmasıdır. Duygularınız sizin zayıf bir insan olduğunuzu göstermez. Bir şeye üzülmek sizi zayıf yapmaz. Sizi…

Toplumda yaygın bir kanı vardır; kadın, yalan söyleme konusunda daha beceriklidir. Aslında bu yanlış bir görüş daha doğrusu eksik bir görüş. Yalan söylemek kompleks bir iştir, bir çok veriyi kullanarak bir olay örgüsü oluşturursunuz, ikna ediciliğiniz için vücut dilinizi ayarlarsınız. Gerçekten zor bir iştir. Toplumsal zekâ dağılımına baktığımız da düşük zekâ seviyesinde erkekler çoğunlukta, orta zekâ dağılımında eşit, yüksek zekâ seviyelerinde erkekler daha fazla. Ki bu söylediklerimden lütfen tetiklenmeyin arkadaşlar. Dağılımdaki sayısal farklılık, mesela zeki kadın yoktu demek değildir yada erkekler geri zekalıdır demek de değildir. Gerek kadınların sosyal hiyerarşisinin işleyişinden dolayı gerekse yukarıda var olan dağılım yalan söyleme mekaniklerini kadınların daha ustaca kullanmasına neden olmuş olabilir. Aklınıza yalan paradoksu gelebilir, iyi de yalanı iyi söyleseydi zaten yakalanmazdı gibi. Doğru fakat toplumda oluşan kadınlar daha iyi yalan söyler algısı çok da yakalandıkları için değil, daha çok kendi istediklerini aldıktan sonra kişilerin içine düştükleri fark etmesi ortaya…

Mahalle abisi kıvamında tavsiye veren platformlardan kırmızı hapı okuyan birçok erkek “maço,komik,gizemli vs.” olacağım diye rezil oluyor ve en önemlisi neyi yanlış yaptıklarını bile tahmin edemeyecek durumda oluyorlar.⁣ ⁣ Efendim işte maço olacaksın, sert olacaksın, ciddi olacaksın, kız sana bakmaya korkacak yada sürekli espriler yapacaksın, çevrendeki insanları güldüreceksin. Gibi sadece belli kalıplara sıkıştırılmış örnekler çoğaltılabilir.⁣ ⁣ Özellikle de kadınlar için uğraş verme alt metni vardır bu öğütlerde.⁣ ⁣ Aşırı gizemli olacaksın, salaş ve bol giyineceksin havalı görüneceksin, hiç kimse senin hakkında bir şey bilmeyecek. ⁣ ⁣ Hiçbir şey başlı başına “bir” şey değildir. Erkekten de yalnızca bir şey olmasını beklemek, bunu istemek saçma olacaktır. ⁣ ⁣ Burada dengenin öneminden bahsetmek zorundayım. Yaşam kaostan, karmaşadan ibarettir. önemli olan bu karmaşayı yönetebilmektir, tek yönlü olarak karmaşadan sıyrılmak değil.⁣ ⁣ Doğada her nasıl bir denge varsa insanın da sosyal hayatındaki karakterinde bir denge olması gerekir.⁣ ⁣ Söz gelimi sürekli espiriler yapan ve insanları…

Bir önceki yazıda bir nebze de olsa; realiteden uzak değerlendirmelerin ışığında insanlara yanlış bir izlenim çizilen Avrupa toplumu algısından bahsetmiştim. Avrupa’daki kadınlar şeklinde yazdığım zaman veya Türkiye’deki kadınlar şeklinde yansıttığım aman her zaman istisnaların olduğunun farkındayım. Oturmuş bir sistemlerinin olduğunu söylemiştim. Bu sistemin gelenekselci  yapısı, kuşakların birbirinden aşırı kopuk yaşamasını engelliyor. Son 70 yıldır da top ekonomik olarak kalkınma içerisinde olan bu toplumun, kuşaklar arasında büyük ekonomik uçurumlar da yok. Ki bunlar çok önemli, çünkü bir kişinin ailesinin gençken yapabildikleri, çocuklarının hayata bakışını, hayata karşı duruşunu çok fazla etkileyebiliyor. Kendi gençliğinde sahip oldukları, inşa ettikleri ve muhafaza ettikleri sistem sayesinde birçok şey yapabilmiş bir insanın kendi çocuğunu yetiştirmesi ile, bir çok şeyden mahrum bırakılmış inşaların çocuklarını yetiştirmesi malesefki bir değil. Kendileri birey olabilmiş, kendi düşünce sistemlerini, kültürel birikimlerini oturtabilmiş bu insanlar, daha iyisini haliyle çocuklarından da bekliyor. Tabi ki sadece çocuklarından bunu bekleme kalmıyor,…

Erasmus öğrenci değişim programı ile İtalya’da, oranın en sosyokültürel olarak karışık şehirlerinden birisi olan Napoli’de yaşadım. Erasmus ile gitmeden öce totalde 55 ve 32 gün olmak üzere iki ayrı şekilde Avrupa’ya yolculuğa çıktım. İnterrail yapan insanları görüp planladım ve ama onlar gibi yapmadım. İnterrail biletine para vermedim otostop ile gezdim. Kalacak yere para vermek istemedim, çoğu yerde kamp yaptım, çeşitli uygulamalar üzerinde tanıştığım insanlar aracılığı ile konaklama problemimi çözdüm. Totalde 28 ülkeyi gezdim. Bunu söylememin bir sebebi, kendi gözlemlerimi 3 5 insan görerek yapmadığımdır. Bir fikir belirtmek için yeterli örneklem genişliğine eriştiğimi düşünüyorum. Diğer sebebi ise, yapmak istedikleri işlere adım atmaya korkan insanların problem çözmek yerine, problemlere odaklanmasının nelere mal olduğunu göstermek istedim. Napoli kendine has kültürü ile diğer Avrupa şehirlerinden de farklı bir yapıya sahip. Her türlü düşünceyi hayat biçimini sizlere sunan bir yer. İnsanların kafasında olan klasik Avrupa şehir yapısından farklı bir yer.…