Tag

Testosteron

Browsing

Duygusal güç; birçok kişi tarafından, birçok farklı anlama gelen bir kavram. Duygusal güç ile ilgili aklımıza gelebilecek kavramlardan önce aklımıza gelmemesi gerekeni konuşmamız gerekir. Duygusal güç demek, duygusuz olmak demek değildir. Duygularını saklamak demek değildir. Birçok kişi duygusal gücü bu iki kavram arasına sıkıştırıyor ve bu da yanlış anlaşılmalara neden oluyor. Hiçbir insanın ruh hali sabit değil. Hepimizin ruh hali değişkendir, inişler ve çıkışlar bizim normalimizdir olması gerekendir. Bundan dolayı duygusal güç sahibi olmak isteyen insanlar ben sabit bir duygu durumunda kalmalıyım, mesela sürekli sakin kalmalıyım gibi bir düşünce içerisine girerler ise başarısız olmaları kaçınılmazdır. Sabit bir duygu durum halinde bulunmalarının haricinde, bazı duygulardan uzak durmaya çalışmak da duygusal güç ile bağdaşmayan bir durumdur. Ben asla üzülmeyeceğim, ben asla sinirlenmeyeceğim gibi bir şey olamaz. İnsanları bu durumun içerisine sürükleyen şey ise duygusal olmanın zayıflık olarak algılanmasıdır. Duygularınız sizin zayıf bir insan olduğunuzu göstermez. Bir şeye üzülmek sizi zayıf yapmaz. Sizi…

Toplumda yaygın bir kanı vardır; kadın, yalan söyleme konusunda daha beceriklidir. Aslında bu yanlış bir görüş daha doğrusu eksik bir görüş. Yalan söylemek kompleks bir iştir, bir çok veriyi kullanarak bir olay örgüsü oluşturursunuz, ikna ediciliğiniz için vücut dilinizi ayarlarsınız. Gerçekten zor bir iştir. Toplumsal zekâ dağılımına baktığımız da düşük zekâ seviyesinde erkekler çoğunlukta, orta zekâ dağılımında eşit, yüksek zekâ seviyelerinde erkekler daha fazla. Ki bu söylediklerimden lütfen tetiklenmeyin arkadaşlar. Dağılımdaki sayısal farklılık, mesela zeki kadın yoktu demek değildir yada erkekler geri zekalıdır demek de değildir. Gerek kadınların sosyal hiyerarşisinin işleyişinden dolayı gerekse yukarıda var olan dağılım yalan söyleme mekaniklerini kadınların daha ustaca kullanmasına neden olmuş olabilir. Aklınıza yalan paradoksu gelebilir, iyi de yalanı iyi söyleseydi zaten yakalanmazdı gibi. Doğru fakat toplumda oluşan kadınlar daha iyi yalan söyler algısı çok da yakalandıkları için değil, daha çok kendi istediklerini aldıktan sonra kişilerin içine düştükleri fark etmesi ortaya…

Bir erkek olarak kalp krizi geçirmekten endişeleniyor musunuz? İlk düşünceniz kolesterol düşürücü bir ilaca ulaşmak olabilir, ancak biz farklı düşünüyoruz. Kalbinizi gerçekten korumanın daha iyi, daha doğal bir yolu var : testosteron. Optimal testosteron seviyelerinin kalp krizlerini önlemeye yardımcı olduğunu biliyor muydunuz?Testosteron kalbi ve atadamarları korur, kalp hastalığı riskini azaltır. Hepimiz kalbin bir kas olduğunu bilsek de, tüm vücuttaki herhangi bir organ içinde en yüksek testosteron reseptör konsantrasyonuna sahip olması şaşırtıcıdır. Kalp, prostat bezinden% 500’ün üzerinde daha fazla testosteron reseptörüne sahiptir Biyolojik olarak konuşursak, reseptör yoğunluğu , bir bileşiğin belirli bir doku için ne kadar önemli olduğunu yansıtır. Bu demek oluyor ki testosteron kalp sağlığı için çok önemlidir. Bir çalışmada, Testosteron reseptörleri olmayan fareler, kalp fibrozuyla kaplı, yanlış şekillendirilmiş ve işlevsiz kalpler geliştirdi. Testosteronun Hayatınızı Kurtarabilmesinin 3 Nedeni 1. Kalbin aort ve koroner arterleri dahil olmak üzere arterleri genişleterek kan basıncını düşürür. 2. Çalışmalar, optimal testosteron seviyelerinin damar sertliğini tersine çevirmeye (arter duvarlarının sertleşmesi ve kalınlaşması)…

Bir önceki yazıda bir nebze de olsa; realiteden uzak değerlendirmelerin ışığında insanlara yanlış bir izlenim çizilen Avrupa toplumu algısından bahsetmiştim. Avrupa’daki kadınlar şeklinde yazdığım zaman veya Türkiye’deki kadınlar şeklinde yansıttığım aman her zaman istisnaların olduğunun farkındayım. Oturmuş bir sistemlerinin olduğunu söylemiştim. Bu sistemin gelenekselci  yapısı, kuşakların birbirinden aşırı kopuk yaşamasını engelliyor. Son 70 yıldır da top ekonomik olarak kalkınma içerisinde olan bu toplumun, kuşaklar arasında büyük ekonomik uçurumlar da yok. Ki bunlar çok önemli, çünkü bir kişinin ailesinin gençken yapabildikleri, çocuklarının hayata bakışını, hayata karşı duruşunu çok fazla etkileyebiliyor. Kendi gençliğinde sahip oldukları, inşa ettikleri ve muhafaza ettikleri sistem sayesinde birçok şey yapabilmiş bir insanın kendi çocuğunu yetiştirmesi ile, bir çok şeyden mahrum bırakılmış inşaların çocuklarını yetiştirmesi malesefki bir değil. Kendileri birey olabilmiş, kendi düşünce sistemlerini, kültürel birikimlerini oturtabilmiş bu insanlar, daha iyisini haliyle çocuklarından da bekliyor. Tabi ki sadece çocuklarından bunu bekleme kalmıyor,…

Taurin vücutta doğal olarak bulunan, sülfür türevi bir amino asittir. Taurinin diğer amino asitlerden farkı, protein üretiminde kullanılmamasıdır. Taurin vücutta çok çeşitli ve önemli fonksiyonlara sahiptir. Bu amino asitin görevleri beyin, gözler, kaslar ve kalp üzerinde yoğunlaşmaktadır. En önemli görevi hücrelerdeki sıvı dengesini sağlamasıdır. Taurin hücre içi serbest kalsiyum yoğunlaşmasının düzenlenmesinde rol oynar. Protein üretiminde kullanılmamasına rağmen beyindeki, kas dokusundaki, retinadaki ve organlardaki en bol amino asitlerden biridir. Taurin stresle ilişkili nöron hasarına karşı da koruyucu görev üstlenmektedir. (Ç) Taurinin vücuttaki görev dağılımı incelendiğinde eksikliğinin de birçok sıkıntıya yol açacağı söylenebilir. Taurin eksikliği kardiyomiyopati, böbrek fonksiyon bozukluğu, gelişimsel anormallikler, retinal nöronlardaki hasar ile ilişkilendirilir. (Ç) Diyabetli insanların daha düşük taurin seviyelerine sahip olma eğilimi bilinmektedir. (Ç) Bu da düşük taurin seviyelerinin diyabet üzerinde doğrudan ya da dolaylı şekilde etkisi olduğunun göstergesi olabilir. Araştırmalar taurinin diyabetik sıçanlarda açlık kan şekerini düşürdüğünü göstermiştir. (Ç) Danimarka Kopenhag Üniversitesinde yapılan hayvan araştırmalarında yüksek protein,…

Sizle alfa olmak istemiyorsunuz. Sizler insanların sizi alfa olarak görmesini istiyorsunuz ve insanlardan aldığınız tepkiler doğrultusunda buna inanmak istiyorsunuz. Bahsettiğim şey “fake it, until make it” yani “yapana kadar taklit et” kavramından farklı. Bu bir adımlama yöntemidir. Olmak istediğin kişiye ulaşmak için seçtiğin yolda senden önce gitmiş olanların yaptıklarını incelemek, bir şeyi nasıl yaptıklarını izlemek ve onları taklit etmek; bu hareketler senin bünyende doğal seyrini bulana kadar yapman gereken bir şey. Öğrenmenin yöntemi budur. Tekrar edeceksin ne zamanki bir işin hareket mekanizmalarını anladın, işte bu andan sonra kendine uygun modifiye etmen gerekiyor. Alfa taklidi diye nitelendirdiğim olay ise bundan daha farklı, gelin inceleyelim. Kişi kendisine bir rol model seçiyor veya rol modelini kendisi oluşturuyor. Kendisinin nasıl olması gerektiğini tasarlıyor, hem de her ayrıntısı ile. Sonra bu kişi tasarladığı karakterin özelliklerinden zahmetsiz bir şekilde değiştirebileceklerini belirliyor. Mesela saç modeli, kıyafet seçimi, taktığı gözlük, giydiği gömlek artık buna ne dersek. Hem başkalarının…

Evli olmadığın veya 6 ay içerisinde evlenmeyi planlamadığın bir kadın ile aynı evde yaşama. Rollo Tomassi’nin Demirden Kanunlar serisine kaldığımız yerden devam ediyoruz. Özgürlük dediğimiz kavramı birçok insan yanlış anlıyor. Özgür olmak; sınırlara tâbi olmamak; kısıtlamaya, koşullara, zorlamaya bağlı olmamaktır. Tamını bu şekilde olan ifadeyi, kendi hayatımıza hem somut hem de soyut olarak, sınırlar olmadan yansıtamayız. Sınırlar olmadan özgürlüğün olması mümkün değildir. Özgürlüğününüz kendi belirli sınırlar içerisinde yaşayabilirsiniz. Ancak bu şekilde ortak bir özgürlük anlayışı oluşturabilir. Sınırların, sınırlamaların olduğu fakat bunların içerisinde kişilerin özgür olduğu bir düzen olmalıdır. Eviniz sizin toplumdan izole olduğunuz, kendinizle baş başa kaldığınız, gardınızı indirdiğiniz güvenli alanınızdır. Burada konfor alanındaki gibi bir güvenli alandan bahsetmiyorum. Burası; sizin “kişisel hayatınızın, bireysel özgürlüklerinizin” güvence altına alındığı yerdir. Bireysel veya başkalarıyla yaşayacağınız özgürlük için sizin sahip olduğunuz sınırlardır. Evlilik dediğimiz olay; iki insanın aynı sınırları kullanarak, aynı sınırlar içerisinde birbirine bıraktıkları yer kadar…

İlgi: belli bir olay, etkinlik, şey ya da kişiye yakınlık duyumsama ve ona öncelik tanımadır. Her insan ilgi duyar ve ilgi bekler. Bizler sosyal varlıklarız. Yaptığımız hareketler, içinde bulunduğumuz sistem içerisindeki ilerleyişimiz daima birisini etkiliyor. Bir insanın bu karmaşık sosyal ağda yaptıkları ve ya zamanında yapmış oldukları nedeniyle toplum tarafından ilgi görmesi yanlış bir şey değildir. Bir insanın zaman harcayarak, emek vererek, bir şeyler üretmesi ve bunun karşılığında toplumdan bir şey beklemesi yanlış bir şey değildir. Bu bir yerde toplum olmanın getirisidir. Kulağa ilk duyulduğunda acımasızca gelse de bütün ilişkilerimiz çıkar ilişkisidir. Çıkar ilişkisi daima fayda zarar değildir, her zaman çıkar ilişkisi lafını duyduğumuzda aklımıza bu geldiği için kötü anlamlar çağrıştırıyor. Fayda – fayda ilişkileri fayda – ve hiçbir şeyin değişmediği ilişkiler de vardır. Aslında toplumların sosyal yapısını güçlendiren şey; birbirinden farklı küçük gruplar arasındaki fayda – zarar, zarar – zarar ilişkisini en aza indirip…

Seninle seks yapmayı erteleyen veya seninle seks yapmayı ertelediğini ima eden bir kadın asla beklemeye değmez. Tomassi’nin Demirden Kanunlarının ikinci maddesindeyiz. İlk yazımda da belirttiğim gibi; Redpill felsefesini okumaya başlamış bir çok arkadaşımız okuduğu yazıları kendi içerisinde bulunduğu ortama göre revize etmeden harekete geçmeye çalışıyor. Şimdi öncelikle bu kuralda Rollo ne demek istemiş onu anlatayım daha sonrasında ise gördüğüm yanlışlardan ve bu yanlışların içerisine nasıl düşmemeniz gerektiğinden bahsedeyim. Bakın “Erkek adam” hayatının kontrolünü eline almış kişidir. Güçlü olandır yani kendisini ilerlemeye adamış ve kendi kalesini güçlendirmek için durmaksızın çalışan idealleri olan net bir çerçevesi olan insandır. İlişkilerde “Ödül” olan sizsinizdir. Bir erkeğin ilişkide verdikleri bir kadınınkinden daha fazladır. Bir erkek olarak siz sahip olduğunuz şeyi yani zamanınızı verirsiniz. Siz ilgi verirsiniz. Siz bir kadın ile birlikteyseniz zaten kadının inanılmaz filtreleme sistemini geçtiğiniz için o konumdasınızdır. Yani siz ödülsünüz. Kadınlar bir bunu yapmıyor mu? Onlar ilgi ve zaman vermiyor mu?  Diyebilirsiniz.…

Libido; temelde cinsel içgüdü, cinselliğe duyulan yoğun arzuyu tanımlar. Libido vücudumuzdaki androjen hormonlarla ilişkilidir. Hem erkeklerde hem kadınlarda mevcut olan androjen hormonlar libidonun itici gücünü oluşturmaktadır. Libidonun tek belirleyici unsuru hormonlar değildir. Psikolojik etmenler de bir hayli önemlidir. Libido üzerinde östrojen hormonun da etkisi vardır. Kadınlarda da testosteron libidonun temelini oluşturur iken östrojen cinsel duyarlılığı arttırır. Kadınların mensturasyon döneminde meydana gelen androjen artışı libidoda belirgin bir artış sağlar. Bu libido artışında daha çok hormon etkisi ön plandayken ovulasyonun – yumurtlamanın – olduğu dönemde ise pik yapmış östrojen seviyesi ve aynı zamanda devreye giren üreme içgüdüsü gibi psikolojik etmenler, androjen hormonlardan daha baskın bir şekilde libido üzerinde rol oynar. Mensturasyon siklusu sürekli olarak homon seviyelerinin değişmesine neden olmaktadır. Kadınlarda hâkim hormon östrojendir ve bu değişiklik büyük çoğunlukla östrojen seviyelerinin azalıp artması ve belirli dönemde zaten miktarı az olan testosteron miktarı üzerinden sağlanmaktadır. Erkeklerde ise , kadınlardaki gibi yüksek miktarda östrojen üreten…